Gizli Bahçeler ve Saklı Hazineler Secret Gardens and Hidden Treasures
by admin on Nov.20, 2011, under Bodrum
Inanılmaz guzellikte ama hipnotize eden guzelligi bir o kadar olumcul… O, Alicia’dan başkası olamaz!
It is unbelievably beautiful, but its spellbinding beauty is all the more deadly … This can be nothing but Alicia!
Yaklaşık 6 sene önce Turgutreis’teki adalarda bizim sünger projesi için bıraktığımız çelik kafesleri kontrol etmek için dalışlar yaparken kafesin üst bağlantı kısmında ömrümde gördüğüm en iri ve acayip deniztavşanı ile karşılaşmıştım. Yaklaşık 20 cm genişliğindeki yumuşak görünümlü diskin üzerine konmuş, 5-6 cm çapında bir küreden oluşan bu garip canlının bir yumuşakça olabileceği kanısına vardım o zamanlar. Ancak yıllar sonra anladım ki deniztavşanlarının süngerlere olan ilgisi bu hatayı yapmama neden olmuştu. Dalış tüpümdeki hava azaldığı için tekneye döndüm ve büyük bir heyecanla gördüklerimi dalış merkezinin sahibi Ryan ve Emma’ya anlatmaya başladım. Şimdi düşündüğümde komik geliyor; o zamanlar kullandığım fotoğraf makinesine ait sualtı muhafazasının camı buğulanıyordu. Fotoğrafların net çıkmadığını görünce yeniden dalmaya karar verdim. Ryan’a benimle gelmelerini söyledim. Mutlu ve Emma başta olmak üzere bu ekibin tekne üzerinde çalışmaktan arta kalan zamanlarını denizatı bulmaya harcayan “deliler” olduğunu biliyordum. “Deli” diyorum çünkü samanlıkta iğne aramaktan farksızdır denizatı aramak. Zamanında, bir ay boyunca her gün arayıp yalnızca bir tane görmüşlerdi. O da Mutlu ve Emma’yı “koala yapmaya” yetti zaten. Emma’nın denizatı için bulduğu el işaretini ve anlatırkenki gülümsemesini hatırladıkça halen gülerim. Ryan ve Emma gelmek istese de ilgilenmeleri gereken bir sürü öğrenci vardı sırada. Mutlu garibimin zaten kafasını sudan çıkartabildiği yok… Gördüğüm canlıya bir kez daha göz atmak için dalışa hazırlanırken bir bayan arkadaşım benimle gelmek istediğini söyledi. Beraberce hazırlığımızı tamamlayıp dalışa geçtik.
Daha önceki sayılarda bahsettiğim Mağaralar Bölgesi’nde bir ormanı andıran Posidonia’ların arasındaki çelik kafese yaklaştığımızda dalış arkadaşımın gözlerindeki şaşkınlığa tanık oldum ve ağzındaki regülatöre rağmen ‘’Bu neeee yaaaa’’ dediğini kolaylıkla anlayabildim. Bu kez canlıyı yakından inceleme fırsatım oldu. Sarı ve lacivert renklerdeki binlerce minik baloncuktan oluşan lolipop kıvamındaki bedeninde mavi baloncuklar, kalın çizgiler halinde diskin ucundan ortadaki küreye doğru birleşerek bir denizyıldızı şekli ortaya çıkarıyordu. Kafesteki süngerlerin üzerinde bu deniztavşanından başka var mı diye bakınırken dalış eşimin elinin canlıya çok yakın olduğuna fark ettim. Onun dikkatini çekerek “Dokunma!” demeye kalmadan elinin temas ettiğini gördüm. Temas eder etmez yüzünde bir acı belirtisi oluştu ve elini ovuşturmaya başladı. Eline baktığımda kızarmış olduğunu gördüm ve o an dalışı kesip tekneye dönmemiz gerektiğini hissetim.
Dışarı çıktığımızda eline denizanası çarpmasında yapılması gerekenleri yaptık. Arkadaşımın canı bir süre acıdı ama ciddi bir problem olmadı. Ancak benim kafamda soru işaretleri oluştu: Nasıl oluyordu da bir deniztavşanında böyle bir özellik vardı? Akşam elimdeki kitapları karıştırdım ama bu canlıya rastlamadım.
4 SENE SONRA
Bundan yaklaşık 4 sene sonra deniz canlıları kitabını yazarken fotoğrafı bir kez daha inceledim. Canlılar hakkında artan bilgim sayesinde bu sefer ne olduğunu bulabilmiştim. Şüpheli, yakıcı bir deniz anemonuydu: Alicia mirabilis. (Berried anemone) Hem de en tehlikelisinden. Akdeniz’in en zehirli anemonu! Yazdığım kitap için belirlediğim “hedef canlı listesi”nin en başındaydı. Yüzlerce dalış yapıyor ama göremiyordum bir tane daha. Bir sonraki karşılaşmamız için 4 sene beklemem gerekti. Geceleri sergilediği davranışa tanık olmak isteğiyle ararken yaklaşık 2 ay önce, bir gece dalışı sırasında, bir iskelenin altında rastladım kendisine ve 6 arkadaşına.
İYİ GECELER ALICIA
Alicia, gündüzleri kapalı bir şekildedir, geceleri ise uzayarak kalın uzun, şeffaf bir tüp ve ucunda her yöne uzayan açılmış şeffaf uzantılarıyla devasa bir “gece çiçeği”ne dönüşür. Bu davranışını bilmeme rağmen şaşırdım kaldım zifiri karanlıkta, video ışığımla parıldayan şeffaf görüntüsüne: Zeminden yüksekliği yaklaşık 1 metreye, tentiküllerin açıklığı ise 1,5 metreye ulaşıyordu. Gündüz gövdesini kaplayan baloncukların geceleyin uzayan gövdesi ile tüpümsü bedeninde çeşitli yerlere yayıldığına tanık oldum. Büyülendim adeta ve sevindim yanımda fotoğraf makinemin değil de video kameramın olmasına. Alicia’nın muhteşem fotoğraf vereceğini bilmeme rağmen sevincimin nedeni, videoda, gece karanlığında tentiküllerinin salınımının çok güzel olacağını hissetmem ve kameranın devasa tentiküllerinden yeterince uzakta kalmamı sağlamasıydı. Akıntılarla salınan uzantıları inanılmaz güzellikteydi. Bu kadar güzel ama hipnotize eden güzelliği bir o kadar ölümcül…
Yakın çekimde, tentiküllerin ışığın çevresinde delice dolanan minik kurtçuk ve diğer gece yaratıklarını yakalamalarını izledim. Tentiküller vasıtasıyla her yakalanan canlı hızla merkeze çekilmekte ve kaçması engellenmekteydi. Kamerayı daha da yaklaştırdıkça şeffaf uzantı ve gövdedeki yakıcı hücreleri (knidoblast – Anemonların içinde yer aldığı Cnidaria filumuna özgü yakıcı hücreler) barındıran yüzeydeki minik tepecikler ortaya çıkmaya başladı. Alicia içinde bulunduğu grup içersinde en zehirli ve en iri yakıcı hücreye sahip canlılardan biridir. Yakıcı hücreler, canlının beslenmesi için ve savunma amaçlı kullanılır. Güzel bir strateji; ne kadar zehirliyseniz avınızın kaçması o kadar zordur! Anemon oldukça iri boyutlarda olduğu için daha fazla besine ihtiyaç duyuyor olabilir. Öyle ki, bazı ufak balıklar dahi av olabilir bu muhteşem yaratığa. Bu kadar etkili bir zehre sahip olmasının nedeni de bu açıklamada gizli sanırım. Tentiküllerde yoğunlaşan bu yakıcı hücrelere temas eden herhangi bir canlı paralize olmakta ve tentiküllerin bu canlıyı içeriye doğru çekmesi kolaylaşmaktadır. İçeriye çekilen canlı daha fazla knidosit tarafından temasa maruz kalacağından hareketleri iyice azalır.
Olan biteni monitörümden hayran hayran seyrederken “Acaba yeterince uzakta mıyım?” diye sormaktan kendimi alamadım. Tam bu esnada tentiküllerin çeşitli avları yakalayıp merkezinde bulunan ağzına doğru yönlendirdiğini gördüm. Tentiküller birbirinden bağımsız ama tek bir amaç için çabalayan robot kollar gibi görünmeye başladı gözüme. Bilim kurgu filmlerindeki dev robot kollar, bu filmlerde görülmedik şekilde organik ve zehirli… İster istemez James Cameron’nun “Abyss” filmi geliverdi aklıma ki bir gümüş balığının hızla geçerken tentiküle değdiğini gördüm. Balığı takip ettiğimde, normalde böyle bir ışık yoğunluğunda rahatsız olup kaçan bu canlıların öylece suda durduğunu fark ettim ve balığın paralize olduğunu, normal hareketlerini sergileyemediğini anladım. Minik hareketlerle oradan uzaklaşmaya çalışan balık belki yem olmaktan kurtulmuştu ama maruz kaldığı zehrin etkisi geçecek miydi? Ne kadar zaman bu şekilde kalacaktı yoksa tekrar tentiküllere yakalanacak mıydı, bilmiyorum. Ama benim ışığımdan rahatsız olan anemonun tentiküllerini geri çekmiş olması bu zavallı balık için bir şanstı. Tabi benim ışığımın hipnotize edici etkisiyle buraya sürüklenmesi ihtimali de başka bir seçenek. Balığı öylece terk edip ayrıldım ortamdan ama Alicia ile arkadaşlığımızın burada bitmediğini düşünerek dalışı sonlandırıp gecenin karanlığında dışarı çıktım denizden, yüzümde bir gülümseme ve bir sonraki seferin planları zihnimde…
TEK İLGİNÇ ANEMON BİZİM ALICIA DEĞİL!
Knidliler (Cnidaria) şubesi içerisinde denizlerimizde yaşamakta olan tek ilginç anemon bizim Alicia değil! Açıldıklarında muhteşem görünüşlere sahip olan rengârenk tentikülleriyle daha birçok anemon var Akdeniz’de. Bu canlılar da Alicia kadar olmasa da yakıcı hücrelere sahipler ve avlarını yakalarken ustaca kullanırlar knidositleri. Bu anemonları ev olarak kabul edip avcılardan korunan canlılar arasında karides, yengeç ve balık gibi canlılar bulunuyor. Akdeniz’in gizli bahçeleri olan anemonlar ve içerisinde yaşayan canlıları tanıtmaya Anemonia viridis ile (Snakelocks anemone) ile başlayacağım. Şimdilik uçları pembe sarı renkte tentikülleriyle yaklaşık 4-5 canlıyı birden yoğun uzantıları arasında barındırabilen bu anemonun fotoğrafı ve bir sonraki yazıya dair fotografik ipuçlarıyla yetinelim.
Önümüzdeki sayıda görüşmek üzere, denizin tuzu üzerinizden eksik olmasın…
Alicia’nın görüntülerini merak edenler www. wetbluediary.com web adresindeki videolar arasında bulabilirler.
About 6 years ago, when I was diving around islands off Turgutreis to check steel cages we had left for our sponge project, I came across the biggest and weirdest sea slug I had ever seen in my life as it rested on the upper connection of the cage. I supposed then that this strange creature that consisted of a sphere of 5 or 6 centimetres in diameter placed on a soft-looking disk of 20 centimetres should be a mollusc. Yet, years later, I came to realize that this mistake of mine stemmed from the fact that sea slugs find sponges attractive. As I had little air in my diving tank I got back to the boat and, with great excitement, I started telling Ryan and Emma, owners of the diving centre, what I had just seen. It looks funny when I think of it now; I used to suffer from the problem of evaporation with the glass of the protective underwater case in which I placed the camera. When I saw that the photos that I had taken were not clear, I decided to dive again. I asked Ryan to come with me. I knew that members of this team, especially Mutlu and Emma, were “a bunch of lunatics” who, whenever they had spare time after their work on the boat, enjoyed looking for seahorses. I call them “lunatics” because looking for seahorses was no different from looking for a needle in a haystack. Once, they had searched for seahorses for a full month and managed to find only one. ???? It still makes me laugh when I remember the gesture Emma found to describe the seahorse and how she smiled as she told about it. Although Ryan and Emma were willing to come, there were plenty of students they had to deal with. Poor Mutlu, on the other hand, could barely find time to get out of water. As we were getting ready to dive so that we could take a look at this creature, a girl friend of mine said she wanted to come with us. We completed our preparations together and started our dive.
As we approached the steel cage that rested among the forest of Posidonia in Mağaralar Bölgesi (the Region of Caves) I mentioned in our earlier issues, I witnessed the expression of surprise in my friend’s eyes and, despite the regulator in her mouth, I could easily see that she uttered “What the hell is this!” This time I had the opportunity to study the creature in detail. On its body, resembling a lollipop that consisted of thousands of small, yellow and navy blue balloons, blue balloons formed thick lines that converged at a sphere in the centre of the disk and formed the shape of a starfish. As I looked around to see if there were other sea slugs on sponges in the cage, I noticed that my diving partner’s hand was too close to this creature. Hardly had I warned her and told her “Don’t touch it!” when I was saw that her hand contacted with the creature. And as soon as she touched it, there was an expression of pain on her face and she started rubbing her hand.
I saw that her hand had reddened and I felt that we needed to give an end to our dive and go back to the boat at that moment.
When we were on land, we did whatever needs to be done when one is stung by a jellyfish. My friend suffered from pain for some time ts behaviour at night time, I came across one, and 6 of its friends, under a pier.
GOOD NIGHT ALICIA
Alicia remains closed during the day; yet, in darkness, it turns into a gigantic “nocturnal plant” as its thick, transparent tube grows in size and transparent tentacles protruding from the top of this tube extend everywhere. Although I knew well about this behaviour, I got totally surprised by this transparent vision inbut nothing serious happened. Yet, I had questions in my mind: How can it be that a sea slug can have such a feature? In the evening, I browsed through the books I had but failed to come across this creature.
4 YEARS LATER
About 4 years later, I studied the photograph once again as I was writing the book on sea creatures. Thanks to the fact that what I knew about living organisms had increased by then, I was able to find what the creature was. The suspect was a sea anemone with cnidoblasts: Alicia mirabilis (Berried anemone). And the most dangerous one can expect to encounter. The most venomous anemone in the Mediterranean! It was at the top of the “lists of target species” I drew up for the book I was writing. I did hundreds of dives but could not see another one. I had to wait for 4 years for our next meeting. During a night dive about two months ago, as I was looking for it so that I could witness darkness, under the light from my video recorder: it reached to a height of about 1 metre from the bottom of the sea and its tentacles reached to a length of 1.5 metres. I saw that those small balloons that covered the body during the day lay about in different places on its tubular body that extended during the night. I was fascinated and felt so happy as I had my video recorder instead of my camera with me. Although I was aware that I could take magnificent photos of Alicia, the reason why I was so happy was that I felt that its tentacles floating freely in darkness would look beautiful and that the video camera would keep me away from its giant tentacles. As they kept swinging in currents, tentacles looked unbelievably beautiful. This amazing yet hypnotizing beauty was all the more so deadly…
I watched in close-up as these tentacles caught small worms and other night creatures that swam crazily around the light. Each animal, caught by tentacles, was rapidly pulled into the centre so that it would not be able to escape. As I moved the video camera closer, those small lumps on the surface with transparent tentacles and biting cells (cnidoblasts – biting cells specific to Cnidaria, to which anemones belong) became visible. In the class of species that it belongs to, Alicia is the one that possesses the most venomous and biggest cnidoblasts. These venomous cells are used to feed and defend the species. A wonderful strategy: the more poisonous you are the more difficult it is for your prey to escape! As Alicia is relatively bigger in size, it is likely that it needs more food, such that even small fish can fall prey to this magnificent creature. The reason why it possesses such a powerful poison is, I think, hidden in this explanation. Any creature that touches these biting cells that are denser on tentacles is instantly paralyzed and it becomes easier for tentacles to pull the creature into the body. As the creature is pulled closer, it becomes in contact with more cnidoblasts and it becomes more immobile.
While I was watching all these in amazement through the monitor, I could not help asking myself, “I wonder if I am distant enough?” Just then, I saw how tentacles hunt various preys and take them to the mouth in the centre. Tentacles appeared as if they were robot arms that functioned independently yet worked for the same purpose. Huge robot arms in science fiction films are, in this movie, outstandingly organic and venomous. No sooner had
James Cameron’s “Abyss” come to my mind instinctively than I saw a silverside touching a tentacle as it swam past. When I followed the fish, I noticed that this creature, which normally swims away as intense light disturbs it, did not move at all and I realized that the fish, paralyzed, could no longer carry out its typical behaviour. It might be that the fish was saved from becoming food for the anemone and now it was trying to swim away with tiny movements; yet, would the poison that affected it leave no traces at all? I did not know how long it would remain in this condition or whether it would be caught by tentacles again. However, this poor fish was lucky because the anemone, disturbed by the light, had gathered its tentacles. Of course, yet another possibility is that it was the hypnotizing effect of the light that attracted it here in the first place.
I left the fish as it was but, thinking that my acquaintance with Alicia was not over, I gave an end to my dive and left the sea in pitch darkness, with a smile over my face and plans for my next dive in my mind …
OUR GOOD-OLD ALICIA IS NOT THE ONLY INTERESTING ANEMONE Our good-old Alicia is not the only interesting anemone, a member of Cnidaria, that thrives in our seas! In the Mediterranean, there are many more anemones that possess colourful tentacles which look magnificent as they float in water. Although they are not as venomous as Alicia, these creatures, too, possess biting cells and they skilfully use their cnidoblasts as they catch their prey. Among creatures that consider these anemones as their home and protect themselves against dangers are shrimps, crabs, and fish. Aemonia viridis (snakelocks anemone) will be the first in my list as I try to introduce you anemones, the hidden gardens of the Mediterranean, and creatures that live among them. For the time being, let it suffice to give a photograph of this anemone, which can provide shelter for about 4 or 5 creatures among its yellow tentacles with pink tips, and provide some photographic tips about our next article.
May you never be away from salty waters until we meet again in our next issue …
A video recording of Alicia can be found in the video collection at www.wetbluediary.com.
Freedance (Freediving in Bozburun)
by admin on Nov.15, 2011, under Bozburun, VIDEO
For the happy days in Bozburun, I thank my dearest friends Sahika & Edhem for embracing me with such a gift of a freedance in blue. Sahika recently just broke 2 world records! check her out & support her, I am telling she is just warming up. She is a great freediver and personality.
Divers: Sahika Ercumen & Edhem Dirvana
Camera & Edit: Mert Gokalp
Music: Massive attack-Protection
If you ever end up sailing in Eastern Mediterranean, go & check crystal clear waters of Bozburun, visit Edhem and his place Bozburun Yatch Club
If you want to know about marine life of Eastern Mediterranean Sea go and check the website Wetbluediary for thousands of pictures and species information, dont forget to visit the Eastern Mediterranean marine species database
sahikaercumen.com
http//wetbluediary.com
bozburunyatkulubu.com/
The story about Caretta caretta
by admin on Oct.08, 2011, under KAŞ
CARETTAS IN KAS-ANTALYA
The loggerhead sea turtle (Caretta caretta), or loggerhead, is an oceanic turtle distributed throughout the world. It is a marine reptile, belonging to the family Cheloniidae. The average loggerhead measures around 90 centimetres (35 in) long when fully grown, although larger specimens of up to 270 centimetres (110 in) have been discovered. The adult loggerhead sea turtle weighs approximately 135 kilograms (300 lb), with the largest specimens weighing in at more than 454 kilograms (1,000 lb). The skin ranges from yellow to brown in color, and the shell is typically reddish-brown. There are no external differences in gender until the turtle becomes an adult, the most obvious difference being that adult males have thicker tails and shorter plastrons than the females.
The loggerhead sea turtle is found in the Atlantic, Pacific, and Indian oceans as well as the Mediterranean Sea. It spends most of its life in saltwater and estuarine habitats, with females briefly coming ashore to lay eggs. The loggerhead sea turtle has a low reproductive rate; females lay an average of four eggclutches and then become quiescent, producing no eggs for two to three years. The loggerhead reaches sexual maturity within 17–33 years and has a lifespan of 47–67 years.
The loggerhead sea turtle is omnivorous, feeding mainly on bottom dwelling invertebrates. Its large and powerful jaws serve as an effective tool in dismantling its prey. Young loggerheads are exploited by numerous predators; the eggs are especially vulnerable to terrestrial organisms. Once the turtles reach adulthood, their formidable size limits predation to large marine organisms such as sharks.
Loggerheads are considered an endangered species and are protected by the International Union for the Conservation of Nature. Untended fishing gear is responsible for many loggerhead deaths. Turtles may also suffocate if they are trapped in fishing trawls. Turtle excluder devices (TEDs) have been implemented in efforts to reduce mortality by providing the turtle an escape route. Loss of suitable nesting beaches and the introduction of exotic predators has also taken a toll on loggerhead populations. Efforts to restore their numbers will require international cooperation since the turtles roam vast areas of ocean and critical nesting beaches are scattered among several countries.
Loggerhead sea turtles observed in captivity and in the wild are most active during the day. In captivity, the loggerheads’ daily activities are divided between swimming and resting on the bottom. While resting, loggerheads spread their forelimbs to about mid-stroke swimming position. They remain motionless with eyes open or half-shut and are easily alerted during this state. At night, captive loggerheads sleep in the same position with their eyes tightly shut and are slow to react.Loggerheads spend up to 85% of their day submerged, with males being the more active divers than females. The average duration of dives is 15–30 minutes, but they can stay submerged for up to four hours.Juvenile loggerheads and adults differ in their swimming methods. Juveniles keep their forelimbs pressed to the side of their carapace and propel themselves by kicking with their hind limbs. As the juveniles mature, their swimming method is progressively replaced with the adults’ alternating-limb method. The loggerheads depend entirely on this method of swimming by the time they are one year old.
Water temperature affects the sea turtle’s metabolic rate. Lethargy is induced at temperatures between 13 and 15 °C (55 and 59 °F). The loggerhead takes on a floating, cold-stunned posture when temperatures drop to approximately 10 °C (50 °F).However, younger loggerheads are more resistant to cold and do not become stunned until temperatures drop below 9 °C (48 °F). The loggerheads’ migration help prevent instances of cold-stunning.Higher water temperatures cause an increase in metabolism and heart rate. A loggerhead’s body temperature increases in warmer waters more quickly than it decreases in colder water. The loggerhead sea turtle’scritical thermal maximum is currently unknown.
Female-female aggression, being uncommon (especially in marine vertebrates), is common among loggerheads. Ritualized aggression escalates from passive threat displays to combat. This conflict primarily occurs over access to feeding grounds. Escalation typically follows four steps.First, initial contact is stimulated by visual or tactile cues. Second, confrontation occurs, beginning with passive confrontations characterized by wide head-tail circling. They begin aggressive confrontation when one turtle ceases to circle and directly faces the other. Third, sparring occurs with turtles snapping at each other’s jaws. The final stage, separation, is either mutual, with both turtles swimming away in opposite directions, or involves chasing one out of the immediate vicinity.[ Escalation is determined by several factors, including: hormonelevels, energy expenditure, expected outcome, and importance of location. At all stages, an upright tail shows willingness to escalate, while a curled tail shows willingness to submit. Because higher aggression is metabolically costly and potentially debilitating, contact is much more likely to escalate when the conflict is over access to good foraging grounds.[Further aggression has also been reported in captive loggerheads. The turtles are seemingly territorial and will fight with other loggerheads and sea turtles of different species.
BODRUMICATION
by admin on Aug.10, 2011, under Bodrum
Nerde abi denizel demokrasi?
by admin on Aug.09, 2011, under Bodrum, Turgutreis
YESILIST te gecen ay yayinlanan roportajim:

Dünya üzerinde en önemli yaşam kaynaklarından biri olan denizlerimiz son zamanlarda toplu ölümlere, çeşitli türlerin yok olmalarına, mercanların beyazlamasına sahne oluyor. Biz de Türkiye’deki denizlerle ilgili fikirlerini paylaşabilecek, türler üzerine uzun zamandır araştırmalar yapan ve onları fotoğraflayan Mert Gökalp’e sorduk.
Röportaj: Nil Kayarlar Sarrafoğlu

Mert Gökalp kimdir?
Bu soruya cevap vermek biraz zor zira ben de daha tam olarak anlamadım ama mühendislik, kariyer, büyük şirket, para gibi günümüz insanının hırslarına sırtını çevirip yaşamda daha değerli noktalar olduğuna inanıp, kalbinin sesini dinleyerek fotoğrafçılık ve deniz biyolojisine yönelmiş bir insan. Denizleri ve içerisinde barındırdıklarını delicesine merak eden, bu meraktan ötürü denizden uzaklaşamayan bir insan. Çocuklukta elde zıpkın, günde suda geçen sekiz saat; sonrasında ODTÜ Sualtı Topluluğunda da sualtı arkeolojisi, deniz biyolojisi, caretta’lar, foklar derken topluluk panosunda neden oşinograf olmayasınız diye bir yazı görüp yaşamı değişen biri. Ama klasik olarak aşağıdaki gibidir.
Ankara’lıyım, 1978 yılında doğdum. Lisans ve yüksek lisans eğitmimi sirasıyla ODTÜ Petrol Mühendisliği, Miami Üniversitesi RSMAS Fiziksel Okyanus Bilimi ve Ankara Üniversitesi Biyotekoloji Enstitüsü’nde yaptım. Uzmanlaştığım alan deniz biyoteknolojisi ve süngerler. Okul sonrasında Wageningen Üniversitesi’nden Dr. Ronald Osinga AB 6. çerçeve projesi SPONGES projesinde balık çiftliklerin altında sünger yetiştiriciliği denemelerini gerçekleştirdik. Şu an ise AB 7. Çerçeve Programı projesi SPECIAL ekibi içerisinde çalışmaktayım ve Hollanda da doktora yapmaktayım.
Freelancer fotoğrafçı videographer olarak çalışmaya ise bundan beş yıl önce başladım ve dünya genelinde farklı şahıs ve kurumlarla çalışma fırsatı buldum. Çeşitli ajans, magazin ve seyahat acentaları ile birlikte projelerde çalıştım. Özellikle sualtı, gezi, manzara, iç mekan fotoğrafçılığı üzerine projeler gelişirmekteyim. Afrika’da gerçekleştirdiğim uzun süreli çalışmaları yayınladığım DIARYAFRICA adı altında bir internet sitem daha bulunmakta. Bugüne kadar kişisel fotoğraf sergilerim de oldu (Bodrum Kale Haluk Elbe Galerisi-2008 ve ISRS Reef in a Changing Environment-2010 Konferansı-Hollanda).

Türkiye sularında yaşayan canlıların veritabanına kolayca ulaşmamızı sağlayan wetbluediary isimli blogunuz ne gibi bir hizmet vermekte ekosistem adına? Log yazmaya nasıl ve neden başladınız? Türkiye’den blogunuza çok ilgi var mı?
Türkiye Deniz Canlıları Rehberi adında bir kitap hazırladım geçen sene. Kitap NTV Yayınları’ndan bu yaz çıkacaktı ama NTV’nin durumu nedeniyle sözleşme iptal edildi ve kitap için şu an yeni bir yayınevi aramaktayım.
Türkiye Deniz Canlıları Rehberi
İçerisinde 400′ün üzerinde deniz canlısı türüne ait fotoğraf ve detaylı açıklamaları barındıran çalışmada; başta balıklar olmak üzere sünger, mercan, karides, yengeç, anemon, alg, midye, deniz yıldızı, deniz kestanesi vb. tüm canlı gruplarından sualtı canlıları bulunduran bir rehber. Toplam 480 sayfada 800′ün üzerinde fotoğraf ile birlikte oldukça detaylı, karşılaştırmalı bilgiler ve deniz canlılarıyla ilgili çeşitli sorulara cevap veren ara makaleler bulunmakta. Kitaba ait tüm fotoğraflar Türkiye’nin farklı kıyılarında (Bodrum, Turgutreis, Gulluk, Saroz, İstanbul, Fethiye, Kaş, Bozburun, Gökova vs.) 0-70 metre derinlikler arasındaki farklı ekosistemlerde 300 adet serbest ve scuba dalışı sonucunda benim tarafımdan çekilmiştir. Kitaptaki açıklamalar bilimsellikten uzaklaşmadan halkın anlayabileceği bir dilde hazırlandı. Referanslar mevcut: Konu başlıkları için uzmanlardan, bilimsel makalelerden, kitaplardan ve internet kaynaklarından yararlanıldı.
Wetbluediary ise kitaptaki bilgilere ulaşamayan insanlar, çocuklar, gençler kısaca denize ilgi duyan herkes için oluşturuldu. İnternet ortamında oldukça fazla bilgi kirliligi var, her kafadan bir ses cikiyor ve ben buna bir nokta koymak istedim. Bizim bölgemizdeki denizel değerleri tanıtmak bizim olan denizi biraz görmemiz, sevmemiz, korkmamamız ve korumamız için ilk adımlardan birisi sanki. En önemlisi internette serbest bilgi paylaşımına inanan bir insan olarak bildiklerimi gördüklerimi kendime saklamak yerine paylaşmak istediğim için oluşturuldu. Bu çalışmaya kitap çalışmasıyla eş zamanlı olarak başladım. Ben bir kitap yazayım dedim ve bu serüveni neden ilgi duyanlarla paylaşmayayım derken oluşuverdi. Türkiye’den ilgi tam istediğim kadar olmasa da az da değil, günde ortalama 100 kişi kadar giriş oluyor. Bazı günler bu sayı 500′lere kadar çıkmakta.

Türkiye’deki sualtı ekosisteminin zenginliği hakkında ne söyleyebilirsiniz, 20 yıl öncesine kıyasla sizce ne gibi değişiklikler var ve sebepleri neler? Endemik türlerin korunması için bizler neler yapabiliriz?
Doğu Akdeniz bir Kızıldeniz, Endonezya değil ancak bu denizde o kadar çok endemik tür var ki başka denizlerde olmayan. En önemlisi bu deniz, insanlık tarihinde insan-deniz ilişkisinin en gerilere gittiği sucul alan. (Aristo’nun süngerler hakkında yazdıkları Roma dönemindeki müren ve barbun balığının tarifleri vs. Büyük beyaz deniz canavarlarına ait çizimler). İnsanın etkisinin en çok hissedildiği denizlerden biri bu tarihi etkileşim nedeniyle.
20 yıl önceki denizle günümüz arasındaki fark birçok nokta da dehşet verici. 80′lerde çocukluğumda 100 metrelik kıyı alanında bir yaz boyu şnorkel yaparak gördüğüm yüzlerce türün yarısını göremiyorum artık. 90′larda yaptığım dalışlarda gördüklerim bir daha yaşamayacağım güzel anılar. 60-70′lerdeki denizi ise ben yaşamadım ama anlatılanlar, fotoğraflar beni hüzne boğuyor. Sadece deniz canlılarını değil, Akdenizlilik kültürümüzü de yitiriyoruz beraberinde. Korumak için yapılabilecek çok şey var. Denizle ilgili kampanyalara katılalım, yazlık almayalım, etrafımızı bilinçlendirelim, çocuklarımıza çevreyi anlatalım, inşaat yapmayı bırakalım, sürdürülebilir deniz ürünleri yetiştiriciliğine destek olalım, denizlerle ilgili doğru yasaların çıkması ve bunların uygulanması için var gücümüzle çalışalım, deniz canlılarını bilinçli avlayalım, (üreme boyu, kilo, yasak türler vs.), sahiplenme duygusunu bir kenara bırakalım (denizden herhangi bir şey çıkarmayalım).
Benim için bile bu değişimi fark etmemi sağlayan şey, kafama dank ettiren olay bu sene oldu. Mayıs ayında bizim AB projesi için Bodrum’da ağırladığım 20 bilim adamından İtalyanları Gümüşlük’e götürdüm. Burada gördükleri sinarit, lahoz,orfoz ve akyaların boyları onlarda öyle bir şaşkınlığa neden oldu ki (bu insanlar İtalya’da dalınmadık nokta bırakmamış deniz biyologları) onların gözlerinde bizim geleceğimizi gördüm bir an…
Benthic yaşamda var olan sünger, mercan ve alg gibi türlerin insanlar adına ne gibi yararları var?
Denizler içerisinde sadece deniz değil doğadaki her canlının bir işlevi var. Bu hepimizin bildiği bir şey, deniz tabanı canlıları ise birçok deniz canlısı için barınak, beslenme işlevi görür sahip oldukları onca kimyasal korumaya rağmen. Bu canlılardan bazılarının ekosistemden kaybı demek bağlantılı türlerin sistemden çıkışı demektir. Kaybolan türlerin artışıyla denge yitirilir ve balıklara kadar birçok canlıyı bir daha geri dönüş yaşanmayacak şekilde yitirebilriz. Sorunun asıl önemli cevabı bu: Deniz ürünlerinin azalması veya yok olması. Süngerler inanilmaz seviyelerde filtrasyon yapabilen; bünyelerinde anti-viral, anti-mokrobiyal, anti-kanser, anti-aids gibi biyolojik ürünler üretebilen canlılar. Bu özellikleri onların ilaç sanayi, medikal, biyoteknoloji, kozmetik gibi alanlarda hammade olarak kullanılmasını sağlayabilmekte. Algler ise kozmetik ve biyoteknoloji alanında geniş bir yelpazede kullanılıyor. Mercanlar resif oluşumlarının yapıtaşı, Akdeniz’de dahi bir noktada bir ekosistem oluşacaksa bu mercanların sayesinde oluşur diyebiliriz.

Yabancı ve yerel kaynaklı haberlerde artık denizlerimizin kurtarılamayacak duruma geldiğini okuyoruz, bu konuda neler söylemek istersiniz? Aynı zamanda sizin de AB projeleri kapsamında yer alan çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Bu tanımlama her deniz için farklı, bazıları için aşırı, bazısı için az bile kalır. Akdeniz, binlerce yıldır insan (Marmara, Karadeniz ve Egeyi de katarak) etkisinin en çok hissedildiği deniz. Okyanuslara iki dar boğazla bağlanan bu deniz, tüm dünyadaki deniz yaşamının % altısını barındırıyor. Bu türlerin yarısı endemik Akdeniz’e özgü türler. Akdeniz foku, mavi yüzgeçli ton balığı, kırmızı mercan, caretta caretta gibi nesli kritik düzeyde tehlike altında olan birçok türe ev sahipliği yapmakta.
Yaklaşık 430 milyon insan bir şekilde denizin kıyısında yaşıyor ve her sene 175 milyon turist, sahillere geliyor. Yeni gelen insanlara ve yazlıklarına yer açmak, turistik tesisler kurmak için yok edilen yerler, doğal kıyısal alanlar. Bunca insan, ev ve turistik tesisin arıtımdan yoksun şekilde denize bıraktığı çeşitli organik ve kimyasal atıklar… Sanayii tesisleri ve tarım kaynaklı kirlilik…Nesli kritik seviyede tehlike altındaki türlerin yaşam alanlarının, yumurtlama sahalarının işgal edilmesi… Deniz trafiği kaynaklı kirlilik ve deniz tankeri kazaları… Erişte olarak bildiğimiz; kökleri ve geniş yapraklarıyla binlerce deniz canlısına barınak, koruma ve yaşam alanı sağlayan posidonia deniz yosunu sahasının azalması… Aşırı avcılık ve takip edilen yanlış balıkçılık uygulamaları…
Yukarıda saydığımız nedenlerle ve daha birçok faktör nedeniyle zaten baskı altında olan bu deniz, bir de denizin dengesini bozabilecek iklim değişikliği ve istilacı canlı göçü gibi olaylar yaşamaktadır. Bu saydığımız faktörler Akdeniz’in yaşadığı baskının başlıca nedenleri. Eğer denizlerimizi, kültürümüzü, deniz ürünlerimizi, kıyısal alanlarımızı temelli olarak yitirmek istemiyorsak, hızlıca önlemler almalıyız. Bir denizcilik bakanlığımız bile yok, denetimler ve yaptırımlar eksik, halkımızı bilinçlendirebilecek yeterli yayın yok. Geciktik, ama doğruları yapmak için geç değil hala, kurtarıp koruyabileceğimiz çok şey var…
AB projesi içerisinde toplam 11 adet bilimsel kuruluşun yer aldığı çok uluslu bir deniz biyoteknolojisi projesi var. Sürdürülebilir deniz ürünleri üretimi çağrısına cevap arayan bir çalışma. Projede, deniz süngerlerinden kanser hastalığı için yeni nesil potansiyel ilaç hammaddesi arayışı, medikal alanda kullanılmak üzere biosilika üretimi, kozmetikte kullanımı olan kollajen üretimi gibi başlıklar bulunmakta. Kanser üzerindeki çalışmalarda bizim görevimiz derinlerde daha önce ulaşılmamış alanlardaki binlerce sünger türünü bir ROV vasıtasıyla toplayıp biyokimyasal analize göndermek. Diğer bir görevimiz de kıyısal alanlarda problem oluşturabilen balık çiftlikleri altına üstün filtrasyon yeteneğine sahip süngerleri yerleştirerek çevreye dağılan balık yemi artıkları ve balık dışkısı kaynaklı kirliliği azaltmak ve besin bolluğuyla büyüyen süngerden kollajen üretimi sağlamak. Bunu gerçekleştirirken sürdürülebilir balık üretimi için entegre deniz ürünleri yetiştiriciliği konseptini başlatarak kıyılarımızda üretilen balıklara yurtdışına satışta avantaj sağlayabilecek bir yeşil belge (sürdürülebilir şekilde üretilmiş balık) sağlayabilmek.
Bir de Mavi İnsanlar belgelseli hazırlıyorsunuz galiba…
Mavi İnsanlar kitabın serüveni ile başlayıp, bilmediğimiz, tanımadığımız deniz canlılarının görsel öykülerine ve güzel birlikteliklerine, bu yaşamların karşılaştıkları çevresel problemlere, insan-su ilişkisinin maviliklerine dair görsel bir şölen, bir umut ışığı bizim için. Kitabın, wetbluediary’nin denizleri anlatmak, sevdirmek ve korumaya adım atmak patikasında uzandığı bir basamak; ancak her doğa belgeselcisi gibi biz de sponsorluk sorununun üstesinden gelmeye çalışıyoruz; Survivor, futbol ve dizilere destek olmayı seven güzel ülkemde… Buradan çevreye, denizlere yönelik bir projeye destek vermek isteyen kurumlara çağrı yapıyoruz. Çok farklı çekim teknikleri ve kaliteyle birlikte ülkemizde daha önce yapılmamış bir belgesele hazır olun!

Greenpeace’in “seninki kaç santim?” kampanyası bilim ekibindesiniz. Kampanyanın etkinliği için ne söyleyebilirsiniz?
Banu Dökmecibaşı ve ekibi inanılmaz güzel kampanyalara imza atmaya başladı. Açıkçası beni çeken de bu oldu. Kaçak avlanma, troll, dinamit, ağ boyları çok ciddi konular denizler adına. Yavru balık kampanyası inanılmaz önemli eğer lüfer, kalkan, uskumru, palamut gibi balıklari görmek istiyorsak soframızda. Dört isim vermiş bu halk bolluktan ve sevgiden bir balığa; çinekop, sarıkanat, lüfer, kofana (daha başka adlar var ya aslında). Ama çinekopun bile yarı boyunda parmak kadar balıkları indirirsek mideye, nereden o garip balık kofanayı bıraktım gelecek lüfer boyuna?
Şimdilerde tüm balıklar için üreme bilgilerine göre bir avlanma boyu çıkarmaya çabalıyoruz hep beraber. Kampanyaya ilgi büyüktü 500.000 kişi imza attı; ama Tarım Bakanlığı daha çok parayla ilgili, çevreyle kıyasla. Karar ertelenerek reddedildi. Balık bittiğinde ne yapacaklarını çok merak ettiğim güzel balıkçımın sözlerine bir kez daha inanarak geçiştirdiler bu önemli talebi. Üzüldük ama üzülmeye zaman yok artık. Mücadeleye devam! Hepimiz için en çok da balıkçılığın devamı için, kampanya çok yararlı oldu. Ben şahit oluyorum artık insanların küçük balığı almaktan kaçındığına. Demokrasiye bu kadar önem veren bir hükümetin sadece yatırımlarla ilgilenmesi; örnek aldığı toplumların çevreyle ilgili düzenlemelerini hiçe sayması manasız geliyor bana. Nerede abi denizel demokrasi?
Freedivers in Bodrum
by admin on Jun.07, 2011, under VIDEO
SAHIKA’nın Bodrumda 4-5 Haziran tarihleri arasında verdiği serbest dalış kursundan görüntüler.
The freediving course of SAHIKA ERCUMEN
4-5 June Bodrum – Turkey
The most stinnging anemone in the Mediterranean Sea
by admin on Apr.07, 2011, under VIDEO
Alicia mirabilis (Johnson, 1861) – Anemon
Bodrum-Türkiye
Bu anemon Akdeniz’in en tehlikeli canlılarından birisidir. Gövdesinde barındırdığı yakıcı hücreler oldukça kuvvetli, birçok canlıyı etkisiz hale getirebilir. Video görüntülerinde görülen balıkta yanlışlıkla bu anemonun tentiküllerine dokundu, hareket etmekte nasıl zorlandığını görebilirsiniz. Açıldıklarında zeminden boyları 1 metreye kadar ulasabiliyor ve tentiküllerinin açıklığı oldukca uzun 60-70 cm kadar ulaşır.
Gece ve gündüz görünümü farklıdır, gündüz gördüğünüzde toparlak bir haldedir, iri bir deniz tavşanıyla kolaylıkla karıştırabilirsiniz. Geceleri ise karanlıkların arasında kocaman şeffaf gövdeleri ve upuzun tentikülleri gördüğünüzde etkilenmemeniz imkansızdır, büyülenebilirsiniz tentiküllerin sua hareketleriyle salınışından. Avlarının tentiküllerde bulunan yakıcı hücreler vasıtasıyla yakalar ve tüpün ortasında bulunan ağız kısmına götürürler.
Alicia mirabilis (Johnson, 1861)
Berried anemone
Bodrum – Turkey
This anemone is one of the most stinging anemones and has the second largest cnidoblastes * (stinging cells) of its group.
In the video you can see a huge 50 cm high anemone and its very long stinging tentacles dancing with the wave movements.
There is also a fish that stung by one of its exteremely dangerous tenetacles. The fish tries to escape but the it seems like its having problems with the nervous system. Normally the fish is scared of light and escapes fast.
The ragged sea hare, shaggy sea hare from Mediterranean Sea
by admin on Apr.07, 2011, under VIDEO
Bursatella leachi
De Blainville, 1817 Bodrum-Türkiye
İspanyol dansözü ailesindeki yumuşakçalardan biri olan bu ilginç deniz canlısın birçok denizde ve okyanusta yaşayan farklı desenlere sahip bireyleri bulunmaktadır. Denizlerimizde yeni rapor edilen türlerden biri olan bu canlıyı görüğümde ağır hareketlerle kumda zeminde ilerlediğini fark ettim.
Bu kadar iri olmasına rağmen o kadar iyi bir kamuflajı varki hareket etmese rahatlıkla es geçebilirdim. Yakından baktığım zaman ne desenleri ve vücut çıkıntıları beni büyüledi. Sanki garip bir ejderha gibiydi 15 cm boyundaki bu güzel yaratık!
Bursatella leachi
De Blainville, 1817 Bodrum-Turkey
Bursatella leachii, is a species of large sea slug or sea hare, a marine gastropod mollusk in the family Aplysiidae, the sea hares.
Giant dragon like wierd sea hare from Turkey. This guy was 15 cm long and nearly 10 cm high
D-Marin Mart Sayısı Makalem
by admin on Apr.07, 2011, under Bodrum, İstanbul
My article in D-Marin Magazine
Marine Photo Dergisi Şubat 2011 Sayısı Makalem
by admin on Mar.12, 2011, under İstanbul
My Article in Marine Photo Magazine February 2011 Sayısı
Bir sergi ve Euro ISRS-2010 Sempozyumu
‘Reefs in a C hanging Environment’
Yazı ve fotoğraflar: Mert Gökalp
